Nakış Dergileri

bitki bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bitki bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

Kasımpatı zamanı...

   Ben baharların insanıyım ;")... Yaza ve kışa sadece onlardan sonra gelen baharlar için katlandığımı desem yalan olmaz. Gündüz hava hâlâ fazla ısınsa bile havadaki koku şimdiden değişmiş - sararmaya başlayan yapraklardan mı, geceleri bayağı serinleyen topraktan mı, bilemiyorum... "Sonbahar kokusu", sözcüklere dökmeye yetersiz kaldığım, ama beni inanılmaz mutlu eden ve yazın ilk sıcak günden beri beklediğim bir şeydir... Gölgede kaldığımda veya serin bir rüzgâr estiğinde hafif ürperti de acayıp hoşuma gidiyor!.. Ve benim için bu mevsimin ilk habercisi - kasımpatı. Çocukluğumdan, anneannemin bahçesinden tanırım bu papatyalara benzeyen rengârenk çiçekleri. Ve kışa, soğuğa sonuna kadar direndikleri için de çok severim onları.


   Kasımpatı (Latincesi "Chrysanthemum"), beyazdan koyu kırmızıya kadar renk çeşitliliğiyle (bir tek mavi kasımpatı yokmuş) ve irili ufaklı çiçeklerin şekilleriyle kendisine hayran bırakan bir bitkidir. 200'den fazla türü bulunuyor ve çoğu Asya kıtasında yetişir. En az 2500 yıldır bahçelerimizi süsleyen bu bitki Çin'de M.Ö. 550'li yıllarında yetiştirilmeye başlanmış. Çin'den Japonya'ya geçip ülkenin simgesi haline gelmiş. Avrupalılar ise kasımpatıyla 17. yüzyılda tanışmışlar.
   Bazı türleri yenebilir, bazıları tıpta kullanılırmış... Kapalı mekanlarda yetiştirilenler var, gece donlarına dayanıklı bahçe türleri de... Tek tük küçücük çiçekleri açan "vahşi" türleri var; bahçelerde büyük toplar görünümlü, 1-2 ay boyunca durmadan çiçeklenen çalı türleri de...
 
   Aslında kasımpatı - nazlı bir bitkidir.
   Hastalıklar ve haşarat onu çok sever.
  Ilık, güneşli (günde en az 5 saat güneş gören) yerleri ve hafif, organik maddeler açısından zengin, geçirgen, pH 5,5-7,0 arası toprakları sever.
   Suyun fazlası kasımpatı için ölüm demek, kuraklığa ise acayip dayanıklıdır.
   Sonbaharda toprak değişimlerine katlanamıyor, bütün yer/saksı değiştirmelerini ilkbaharda yapmak lazımmış. Ama Ankara'da kasımpatı hep sonbaharda satılır :(  Bu güzellerin gelecek yıl da yaşamasını isterseniz, aldığınız saksı ve toprakta bırakın. Havalar soğuduğunda ve çiçekler solduğunda ise bütün dalları kesip atın ve soğuk, ama ısısı sıfırın altına düşmeyen bir balkonda/odada bekletin. Arada bir az bir sulamayı unutmayın, hepten kurumasın. İlkbaharda açık havaya, güneşe çıkarın ve toprağı/saksıyı değiştirin (gerekirse). Yeni sürgünler çıktığında 10-15 günde bir besin vermeye başlayın.
   Haziranda çıkan ilk tomurcukları açmadan koparırsanız bitki ağustos-eylül aylarında daha çok güçlü ve bol çiçek açacaktır.
  3 senede bir kökleri bölmek ve bitkinin bahçedeki yerlerini/topraklarını değiştirmek gerekir.
   Kışın başında dışarıda kalan kasımpatılar köküne kadar budanıp üstleri çam kabuğu ve iğneleri veya samanla ve toprakla örtülmelidir.
   İlkbaharda kolayca çelikle çoğaltılır.
  

   

21 Mart 2013 Perşembe

Saksı değiştirme zamanı...


   İlkbahar resmi olarak başladı!.. Hani biz 1 Martta baharın gelişine seviniyoruz ya, meğerse astronomlar baharın geliş tarihi olarak ayın birini değil de ayın 20 veya 21'ini belirlemişler ;) Bugün gündüz ve gece birbirine (neredeyse) eşitmiş. Havalar pek güzel, güneş de arada bir bulutların arkasından yüzünü gösteriyor. Fırsat bu fırsat diyip bir haftadır her boş dakikamı bitki-tohum-çiçekle uğraşarak geçiriyorum. Neler mi yapıyorum?.. Birazcık anlatayım...

   Kışın bitkilerim ya neredeyse hiç büyümemiş ya da çok cılız ve rengi fazla açık yeni dallar çıkarmış oluyor. Kaloriferler sıcakken fazla ısı ve düşük nem oranından da nasibini alıyorlar - bazıların yaprak uçları kurumuş, bazıların yaprakları hepten dökülmüş... Mart ayında güneş bolluğu ve artan hava sıcaklığı evde yetiştirdiğimiz bitkileri uyandırıp hızlı bir şekilde büyümeye teşvik eder. Bu yüzden de şimdi tam bakım yapma ve saksı değiştirme zamanıdır.  Zamanını kaçırırsam ve gerekli bakımı ve saksı değişimini yapmazsam, bitki çiçek açmaya ya da "tam gaz" kök ve üst kısmını geliştirmeye başlayacağı için sonbaharı beklemek zorunda kalacağım. Yani, bitkilerim yazı küçük gelen saksıda bakımsız bir Tarzan gibi geçirecek, bütün güzelliğini gösteremeyecek ;) ...

   Çiçek bakımı için şunları yapıyorum:
- Hiç acımadan bütün kuru veya sararmış yaprakları kesiyorum. Sararmaya veya kurumaya başlayan yaprakları da koparmakta fayda var - bir kere başlamış sararma-kuruma durdurulamaz; haliyle er geç tamamıyla "bozulacak" yapraklardan ne kadar erken kurtulursak, bitki o kadar erken bütün gücünü sağlıklı yapraklara verir. Bütün kışı sıcak ve kuru salonda geçiren ve bu yüzden acınacak bir durumda olan salon tüllerimi (asparagus) ve aşk merdivenlerimi ise hepten "tıraşlıyorum" (yeni dallar daha güzel ve gür çıkacak, tecrübeyle sabit).
- Parazit-bit kontrolünü yapıyorum. Kışın kuru hava yüzünden yaprak biti ve toprakta yaşayan adını bilmediğim minik siyah sinekler genelde çoğalır. Yaprak sararmasının ve bitkilerin hastalıklı gibi durmasının nedeni de bu zararlılar olabilir. Eğer yapraklarda (ya da daha çok yaprakların alt kısımlarında) böcek, toz veya iplikçikler/örümcek ağı gibi bir şey varsa - "hastalıklı" bitkileri balkona taşıyıp ilaçlıyorum. İlaçlanmış bitkileri tekrar içeri almadan önce ılık suyla yıkıyorum, çocuklara ve evcil hayvanlara ilaçtan zarar gelmesin diye.
- Gerekirse, saksı ve toprak değiştirme yapıyorum. Bitkinin buna ihtiyacı olup olmadığını anlamak çok kolay: bitki kökleri saksının alt deliklerinden çıkmaya başladıysa, saksı "küçük" geliyorsa (yani, kökler toprağın üstüne çıkmaya başlamış ve toprak azalmış gibi), saksıyı ters çevirip hafifçe dibine vurduğumda bitki toprakla beraber kolayca çıkıyorsa ve topraktan çok kökleri görüyorsam (bu durum sağdaki resimde görülüyor).
- Sulamayı biraz arttırıyorum. Toprak artık daha hızlı kuruyor, bitkilerin çoğunu 2 günde bir (ama gene de elle toprağın kuruyup kurumadığını kontrol ederek) suluyorum.
- Besin vermeye başlıyorum. Bunun için martın başından itibaren 1-2 haftada bir sulama suyuna biraz bitki besini katmaya başladım. Yapı marketlerinin bahçe reyonlarında satılan bitki besinlerini kullanıyorum.


Not: "Saksı değiştirme nasıl yapılır?" sorusuna çok güzel ve bol fotoğraflı cevap burada. Ekleyebileceğim sadece bir şey var - makalede kök fazlalığın kesilmesinden (örneğin alt kısımdaki "kuş yuvası"na benzeyen kök birikimi) bahsediliyor. Bazı bitkiler, kökler en hafif şekilde bile hasar gördüyse, hızlı bir biçimde ölüyorlar, maalesef. Yani, canlı köklere dokunmadan önce o bitkinin bu işleme uygun olup olmadığını bilmekte fayda var.  

29 Temmuz 2012 Pazar

Kahkaha çiçeği (Morning glory, Ipomea)

   Kahkaha çiçeği, çit sarmaşığı, yıldız sarmaşığı, ay sarmaşığı, sabah ya da gündüz sefası... Tek bir çiçeğin ne kadar çok ismi varmış!
   İngilizler bu çiçeğe "Morning glory" veya "Moonflower" derler. Aslında aynı familyasının (Convolvulaceae) birçok türü karıştırıldığı için isimle ilgili karışıklık da yaşanıyor. Bahçelerde yetiştirilen en popüler cinsleri Ipomoea Purpurea, Ipomoea TricolorConvolvulus Tricolor ve Ipomoea Quamoclit . İlk üçü pekalâ aynı bitki de olabilir - koyu yeşil yaprakları genellikle kalp şeklinde, 3-10 cm arasında boyutları değişen borazan şeklinde rengârenk çiçekleri, 1,5-4 (bazen 5) metreye kadar boylanabilen zehirli tırmanıcı süs bitkisi. Dördüncü cinsin ise yaprakları dereotu yapraklarına benzerliğinden ötürü kolay kolay karıştırılmaz ;).


   Aslında tohumdan yetiştirilmesi inanılmaz kolay ve bakımı zahmetsiz bir bitki olduğundan bu işe yeni başlayanlar için birebirdir. En güzel ve iri çiçeklisi - mavi Heavenly Blue ve çizgili Flying Saucers neredeyse her zaman Ankara'da Metro Grosmarketlerde ve Bauhaus'ta satılır. Birkaç farklı çeşidi daha, büyük marketlerin bahçe bölümlerinde ilkbaharda bulunabilir.

   Tohum ekimi:  
   İyice ısınmış toprağa gece geç donları bittiğinde, yani nisan ayının sonunda - mayıs başında,  üçer-dörder tane olarak 2-3 cm derinliğe ekilir. Ekilmeden önce 24 saat süreyle kaynatılmış, oda sıcaklığına kadar soğutulmuş suda bekletilirse çimlenme daha hızlı olur. Çimlenme, toprak ısısı 18 dereceye ulaştığında 3-14 günde gerçekleşir.
   Küçük saksı veya viollerde çimlendirilmiş kahkaha çiçekleri fazla büyümeden toprakla beraber asıl yerlerine aktarılmalıdır. Kök sistemleri zayıf ve sürgünleri inanılmaz kırılgan olduğu için ben direkt yetişeceği saksılara tohum ekmeyi tercih ediyorum.
   Sürgünler 3-5 cm'e ulaştığında, saksılar bitkilerin sarılacağı çitin yakınına yerleştirilir. Güneşli veya hafif gölgeli yerleri sever. Balkon ve teraslarda yetiştirmek için çok uygundur, ben en iyi sonucu 10-15 litrelik saksılarda yetiştirdiğimde aldım.
   Kahkaha çiçeği toprak konusunda pek seçici değildir, ama hafif, geçirgen, zengin topraklarda bitkinin kendisi tabii ki daha güçlü ve çiçekleri daha bol olur. İlk bir ay boyunca haftada bir besin verilebilir. Fakat besin içerisinde fazla azot bulunursa, bu sefer de kahkaha çiçekleri yaprağa kaçar, az çiçeklenir (çiçekli bitkiler besini bu yüzden daha uygundur).
   Suyu sever.
   Çiçekler haziran ayında açmaya başlar, sonbahar donlarına kadar devam eder. Dona pek dayanıklı bir bitki değildir. Farklı cinslerin çiçekleri günün farklı saatlerinde açıyor: genelde sabahın erken saatinde veya akşama doğru, hava bulutlu ise bütün gün de açık kalabilirler. Ipomoea Purpurea türünün çiçekleri ise tam tersi - güneşli havalarda saat 10-14 arası açar. Her çiçek sadece bir gün (daha doğrusu birkaç saat) yaşar. Solmuş çiçekleri koparmazsanız kolayca tohum verir. Olgunlaşmış tohumları toplayıp gölgede iyice kurutursanız, sonra da peçeteye ve folyoya sarıp bızdolabında saklarsanız, seneye dışarıdan tohum alma zahmetinden kurtulmuş olursunuz...
 

9 Haziran 2012 Cumartesi

Ortanca (Hydrangea)

   Bütün çiçekli ve çiçeksiz bitkileri severim, ayrık otlarına bile kıyamıyorum bazen. Ama ortanca en sevdiklerim arasındadır. Terasımda bunlardan birkaç tane vardır... Benimkiler yaz kış dışarıda yaşıyorlar, belki de ondan haziranın başında da asla çiçek açmazlar, daha çok yazın ortalarına doğru rengârenk topları bizi sevindirir. Ama ben çiçeksiz zamanlarında da sırf yeşil yapraklarına bakmaya bile doyamıyorum.
   Bu harika çalının meğerse 70-80 türü varmış. Çalı dediysem de aslında çoğu tür çalı oluyor, ama 30 metreye kadar tırmanabilen sarmaşık ve küçük ağaç gibi olanları da var. Çoğunun da ana vatanı Çin'dir, Avrupa'ya bir İngiliz botanikçi tarafından 1700'lerin sonunda Çin'den getirilmiş... Fakat galiba en gösterişli çiçekleri olan ve bu sayede bizim en çok sevip bahçelerimizde yetiştirdiğimiz genelde Hydrangea Macrophylla, yani büyük yapraklı ortanca oluyor. 600 farklı çeşidiyle, beyazdan yeşile, açık pembeden veya maviden bordoya, hatta mora kadar çiçek rengiyle göz kamaştırıcıdır.


   Ortancanın Latince ismi, yani Hydrangea, "su kabı" anlamına geliyor ve bu bitkinin suyu ne kadar çok sevdiğini gösteriyor. Hakikaten de yetiştirilmesi için en ideal ortam:
- hafif ya da yarı gölge, (çok gölgeli yerleri sevmez)
- rüzgârdan korunmalı,
- geçirgen, hafif, verimli, biraz asidik topraklar, (asit düzeyini biraz arttırmak için toprağa bolca torf ya da turba yosunu eklenir, biriktirilmiş yağmur suyu ile ya da demir sülfat ekleyerek sulama yapılır)
- bol sulama,
- yazın ayda 2-3 defa besin verilir.
 Fazla güneş yapraklarını yakabilir, aşırı güneşli yerlerde ise çiçekler gittikçe küçülür ve bazen tamamen yok olurlar.
   Genç ortancalar erken ilkbaharda hafif budanır (sadece geçen seneden kalan çiçekler kesilir), büyümüş çalıların budanmaya ihtiyacı yoktur. Kışın soğuk geçtiği yerlerde üstü örtülerek dondan korunmalıdır.
   Bir de ilginç bir ayrıntı: mavi ve pembe çiçekli ortancaların çiçek rengi toprağın pH değerine bağlıdır - asidik topraklarda (pH değeri 5.0-6.5 civarında) çiçekler mavileşir, alkali topraklarda ise (pH değeri 7.0-8.5 civarı) çiçekler pembeleşir. Benim ilk ortancam pembeydi, renk değiştirme konusunu öğrendiğimde çalının bir tarafına 2-3 büyük paslı çivi gömmüştüm. Sonuç olarak birkaç yıl boyunca o çalının yarısında çiçekler mavi, diğer yarısında ise pembe açtı. (Beyaz çiçekli bitkilerde bu hokus-pokus işe yaramıyor)
  

30 Eylül 2011 Cuma

Salon tülü ya da Kuşkonmaz (Asparagus)

  Çoğumuz için yalan dolanla birleşmiş bir sözcüktür "asparagas". Meğerse aslı olan "asparagus" hepimizin "Salon tülü" olarak bildiği bitkinin Latincesiymiş. Anneannemin evinde de, bahçesinde de (şu yabani, yenen kuşkonmazı kastediyorum) vardı bunlardan. Gerçi bahçedekini hiç yemeye çalışmadık, bilmiyorduk yendiğini, sadece gül demeti yaparken yanına birkaç kuşkonmaz dalı eklerdik - pek yakışırlar birbirine. Daha sonraları hiç görmez oldum salon tüllerini. Kendi bitki koleksiyonumu yaparken de çok aramıştım çiçekçilerde, nafile... En son yurt dışında yaşayan bir arkadaşımdan rica ettim, bana 3 farklı türün tohumlarını yollamıştı. Sadece bir türünün 4 tohumunu yaşatabildim, yetiştirebildim, hâlâ da en sevdiğim bitkilerden kendileri...
   Geçenlerde Kızılay'a bir işim düştü, çiçek pazarlarının (Sakarya Caddesi kısmındaki Selanik Caddesinde olanlar) yanından geçeyim de neler var bir bakayım dedim. Normalde oradan asla çiçek bitki almıyorum - fiyatlarını "biraz" fahiş bulduğum içindir. Sadece yeşillikleri görmek hoşuma gidiyor, bir de oralarda yeni bir bitki görürsem demek ki büyük ihtimalde yapı marketlerinde de aynısından satışa çıkmıştır, hem de çok daha ucuza... Ama bu sefer kuralımı bozdum. İlk gördüğümde gözlerime inanamadım - "gerçek" salon tülü! Hemen yanına koşup fiyatını sordum ve 10 liraya kıyıp oradan bir tanesini aldım. Artık evimde 2 tür kuşkonmazım var. Yeni gelen tülüm saksının ve toprağın değişmesini bekliyor... Bu olaydan dolayı da bugün kuşkonmazları (namı diğer salon tüllerini) anlatmaya karar verdim.

    Dünyada 300'den fazla türü bulunan, ama evlerde en fazla 3-5 türü yetiştirilen bir bitkidir. Yaprakları incecik, daha çok çam iğnelerine benzer. Bu yaprakları sayesinde de çok narin, havaî duruşları vardır. Türkiye'de en popüler ve adı "salon tülü" olan Asparagus Plumosus Nanus (benim "gerçek" salon tülü dediğim işte bu tür;") )

    Avrupa'nın balkonlarını süsleyen Asparagus densiflorus 'Sprengeri' 

 ise daha sarkık, kalın dallara sahiptir ve dallarda minik, sivri dikenleri vardır. Dalları 1,5-2 metreye kadar uzayabilir. Yazın kolayca çiçeklenir ve meyve verir. Bu tür makrome saksılara çok yakışır. Türkiye'de pek yaygın değildir, adı da "Çıtır kuşkonmaz"mış.

   Türkiye'de pek bilinmeyen, Amerika ve Avrupa'da "Tilki kuyruğu" adı altında sıkça yetiştirilen bir tür daha Asparagus densiflorus 'Meyeri' 

  
Yeni başlayanlar için harika bir bitkidir kuşkonmaz, çünkü bakımı pek zor değildir ve kolayca yeni ortamlara ve koşullara ayak uydurur. Fakat en güzel şekline pencerelere yakın yerlerde (ama direkt güneş ışınlarından uzak) , nem oranı biraz yüksek ve ısı yazın 20-22, kışın ise 15-18 derece olan ortamlarda ulaşır. Isı 10 derece ve altına düştüğünde veya çok sıcak ortamlarda kuşkonmazlar zarar görebilir. Ben kuşkonmazlarımı ilkbaharın sonuna doğru hafif gölgeli balkonuma alıyorum, eylülün sonunda-ekimde de tekrar eve götürüyorum.
  Sulama bol yapılır, ama sulamalar arasında toprak hafif kurumalıdır. Suyu biraz eksik vermek çok vermektense iyidir, çünkü fazlası kökleri kolayca çürütebilir. İlkbaharda ve yazın (yani kuşkonmaz büyürken) 2 haftada bir suyla birlikte besin de verilmelidir. Sıcak havalarda ve kuru, kaloriferli ortamlarda arada bir dallarına fısfısla su püskürtülmelidir. Yazın balkondayken kuşkonmazlarım daha bol sulanmış oluyor (ama gene de suyu vermeden önce toprağın kuruyup kurumadığını mutlaka kontrol ediyorum ve sadece kuruysa suluyorum) ve bol bol da fısfısla "duş" alıyor.
   Kuşkonmazların toprağı genellikle ilkbaharda değiştirilir (ama benim eylül-ekimde değiştirdiğim de oldu). Saksı ve/veya toprak değiştirilirken köklere ve yumrulara zarar vermemeye çalışın. Hafif, geçirgen, zengin, biraz kumlu toprakları sever.
    En kolay çoğaltma köklerin bölmesiyle yaz-kış yapılabilir. Tohumlardan yetiştirmek için ise şubat-martta tohumlar 2 günlüğüne ılık temiz suda bekletilir, sonra temiz, dezenfekte edilmiş toprağa 0,5-1 cm. kadar gömülür, sıcak ve karanlık bir yerde örtü veya cam altında tutulur. Toprağın ısısı 24-27 derece olacak. Sulama püskürtmeyle yapılmalı ve kaplar her gün havalandırılmalıdır, aksi takdirde tohumlar ve toprak mantar ve küften zarar görebilir. Tohumlar genelde 3-6 hafta arası filiz verir. Filizler çıkınca cam ve örtü kaldırılır, toprak kapları biraz daha serin ve ışığı bol olan bir yere alınır. Sulamalar arasında toprak hafifçe kurutulur. (Ben işte bu kadar zorluktan dolayı 20 küsür tohumun çoğunu çürütmeyi başarmıştım zamanında).

   Önemli not: Eğer kuşkonmarların dalları kışın "kelleştiyse" bunu çok fazla dert etmeyin. Olağan sulamalara devam edin, martın başındaysa beğenmediğiniz tüm dalları köke yakın yerden kesin. Bir-iki hafta içinde yeni, güzel ve bol yapraklı dallar tekrar çıkacaktır.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Paşakılıcı (Sansevieria)

   En dayanıklı bitkilerinden biridir paşakılıcı. Çok fazla bir şey istemez sahibinden, ama görüntüsü yapay bitki denecek kadar güzel olur genelde. 
   Ben paşakılıçlarını çocukluğumdan beri pek severim, ama kendi bitki koleksiyonuma başladığımda bu çiçek evimde uzun zaman yoktu. Büyük marketlerde ve çiçekçilerde bir ara hiç bulunmazdı. En son, artık umudumu yitirdiğimde, bir arkadaşımın evinde görüp kökle beraber küçük, taze bir sürgün kesmiştim. Nedendir bilmem ama en az 7-8 yaşında olmasına rağmen hâlâ da pek ufaktır, çok büyümüyor. Yaprakları biraz kıvrık gibi, kenarlarında ince sarı çizgiler var.
Sansevieria trifasciata Laurentii
   İkinci paşakılıcım bize 2005 yılının sonuna doğru hediye olarak geldi. Devasa bir saksıda devasa bir bitkiydi. Bazı yaprakları neredeyse 2 metre uzunluğundaydı, sürgünlerin sayısı da o kadar fazlaydı ki, toprağa ulaşmak imkânsızdı. Ve hâlâ da yeni sürgün vermeye devam ediyordu. İşte bu paşakılıcı 2006'nin haziranında hepimizi şaşırtmıştı -  çiçek açmaya başlamış!.. O zamana kadar tüm çiçek seven arkadaşlarım ve ben, paşakılıçlarının çiçeksiz bitkiler olduğunu düşünürdük. Çiçekleri pek büyük ve gösterişli değildi, ama akşama doğru bütün ev tatlı, vanilyaya benzer bir kokuyla dolardı... Ve bu 2-3 hafta kadar sürdü... Maalesef, çiçeklerden sonra çiçek veren tüm sürgünler yavaş yavaş öldü (doğada da öyle oluyormuş), ama geride o kocaman saksıyı patlatacak kadar çok "yavru" kalmıştı. Şimdi de onlar evimi süslüyor.
benim Sansevieria grandis'im çiçek açmış

   Bir de kayınvalidemden ancak ikinci kez aldığımda yaşatabildiğim bir tür daha yaşıyor evde, "cüce" paşakılıcı dediğim yakışıklı(lar). Şu an hızlı çoğalma devrindeler, topraktan neredeyse her gün yeni bir "yavru" çıkarıyorlar.
sansevieria trifasciata Hahnii

   Paşakılıcı bakımı:

  •    odada istediğiniz yerde durabilir, loş ışıktan bile korkmaz. Güneşi bol alan bir yerde dursa renkleri daha canlı ve çizgileri daha belirgin olur. Ama direkt güneş ışınlarından korunması gerekir, yoksa yaprakların üzerinde çok çirkin güneş yanıkları oluşabiliyor.
  •    yazın en ideal ısı 25-27 derece, ama benimkiler kapalı terasın sıcağına (50'ye kadar çıktığı da oluyor) da gayet rahat dayanıyorlar. Kışın ise 12-15 dereceden aşağı olmaması gerekir.
  •    en dikkatli olmanız gereken husus - sulama. Kesinlikle fazla sulanmaması gerekir, sulamalar arasında toprak iyice kurumalıdır. Kışın (hele bir de odadaki hava soğuksa) ayda bir sulamak bile yeterli oluyor. Sularken çiçeğin ortasına su dökmemeye çalışın, bitki kolayca çürüyebilir.
  •    kaktüs besinlerinden ilkbahardan yazın sonuna kadar arada bir kullanılabilir (ben iki haftada bir veriyorum). Kışın kesinlikle besin kullanmıyorum.
  •    yapraklarını arada bir nemli bezle siliyorum, tozlanmasınlar - hem daha hoş ve bakımlı bir görüntü olur, hem daha fazla oksijen salgılarlar.
  •    istediğiniz toprağı rahatça kullanabilirsiniz. Ben tüm bitkilerim için her zaman yapımarketlerinden  aldığım hazır, hafif ve geçirgen toprak kullanıyorum. Saksı da çok derin olmak zorunda değildir, çünkü kökleri genelde yüzeye yakın bulunur.
  •    gerekirse ilkbaharda saksı ve toprağı değiştirilebilir. Gene ilkbaharda da bitki  kolay bir şekilde çoğaltılabilir: topraktan hafifçe ve dikkatlice temizlediğiniz kökler keskin, temiz bir bıçakla ortadan kesilir. Kesik yerlerin biraz kuruması için yarım-bir saat kadar açıkta bekletilir, sonra kesik yerleri kömür tozuna batırılır ve başka bir saksıya alınır. 
  •    paşakılıcınız çiçek açsın istiyorsanız, ona biraz "eziyet" etmeniz gerekir - (direkt ışınları almayan) güneşi bol olan bir yer, toprağı uzun zamandır değişmeyen ve artık çok dar/küçük gelen saksı + düzensiz ve yetersiz sulama. Genelde işe yarıyor...

17 Nisan 2011 Pazar

Telgraf çiçeği (Tradescantia)

Tradescantia albiflora
 En sevdiğim salon bitkilerim listesinde ilk beşe giren telgraf çiçeği her daim evimin ve terasımın baş- kahramanlarından biri olmuştur. Uzun zaman boyunca evde yeşil yapraklısı yaşamıştı, daha sonra ona bordo çizgilisi katılmıştı (itiraf edi- yorum, 2-3 dalını bir üniversitenin kori- dorunda gördüğüm bitkiden koparıp çalmıştım). Bayılırdım onlara!...  Sonra nasıl olduysa, ikisini de aynı yıl içinde öldürmeyi başarmışım. Ki, evde telgraf çiçeklerini yetiştirenler bilir – bunların bakımı inanılmaz kolaydır, sadece arada bir su verseniz, hayatta kalmak için elinden geleni yaparlar. Ama oldu işte… Bir-iki yıl boyunca da işlerimle problemlerimle öyle meşguldüm ki, hiç onları düşünmedim…

Geçen sene börtü böcek aşkım “hortladıkça” ilk aklıma gelen de telgraflarım oldu. Çok pişman oldum onları öldürdüğüme, çok dövündüm, ama nafile! Çiçekçiden kolayca alınabilecek bir bitki olsa eyvallah, fakat hiç onları satan bir yere rastlamadım şimdiye kadar…  Ve o kadar çok istemiş olmalıyım ki, geçen senenin eylül ayında Tunalı Caddesine doğru yürürken bir barın duvarından sokağa sarkan dallarını gördüm, bir dalını koparmadan da geçemedim. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra da bir arkadaşım sınır dışından bir-iki kısacık dal daha getirmiş benim için… Kışı telgraf yavrularım “soğuk oda” dediğim terasın bir köşesine yapılmış kapalı bölümde geçirdiler – bu kış ilk defa neredeyse bütün çiçeklerimi aşırı sıcak ve havası çok kuru olan salonda tutmak yerine oraya atmıştım. Üç tarafı duvar, bir tarafı komple cam olan o “odanın” hiç ısıtması yok, ama en soğuk gecelerde bile ısı 7-9 derecenin altına asla düşmez. Gündüz ise ilk güneşi orası görür, 18-20 dereceye kadar ısınırdı. Kaloriferi de olmadığı için nem oranı bitkilerim için daha uygun olmuş ki, hiç kuruyan bozulan olmadı bu sefer.


bulamadığım bir tür
 Gelelim telgraf çiçeğinin bakım ince- liklerine. İncelikleri de pek yoktur. Hafif geçirgen toprak (içinde biraz kum olsa harika olur), sabah/akşam güneşi ve hafif gölge*, toprağı kurutmadan sularsanız ve ilkbahardan sonbahara kadar 2 haftada bir suya içinde fazla nitrojen olmayan besin- den eklerseniz**, keyfine diyecek olmaz. Hah, bir de arada bir duş yaptırmanız gerekir ki o da çok zor bir şey değildir. Ben terasta ve balkonda yaşayan tüm bitkilerimi her sabah (çok sıcak havalarda bir de akşam) büyük bir sulakla suladığımda illâ ki duşunu da yaptırmış oluyorum***. 


İşin en zor kısmı ise şu: telgrafın her daim güzel görünmesini istiyorsanız, 2-3 yılda bir yenilemeniz (kestiğiniz çelikler kolayca su ya da toprakta kök veriyorlar) ve kelaynağa benzemeye başladığında da budamanız gerekiyor (toprak seviyesinden 2-3 cm. yüksekliğinde tüm zayıf dalları acımadan kesin). Bu işin neresi zor diye sorarsanız, ben canlı dalları kesmeye kıyamıyorum da ondandır. Cesaretimi toplamam hep birkaç gün buluyor… gerçi sonradan hep memnun kalıyorum budadığıma. 


benim telgraflarım bunlardan işte
Telgraf çiçeğinin çiçekleri hazirandan eylüle kadar açar, fakat öyle iri gösterişli bir şey beklemeyin – küçük, narin, beyazdan koyu pembeye ve mora kadar değişen renkleri (türüne göre) olur. Ben çiçekler için değil, yeşillikler için severim telgraflarımı. Bir de sarılıcı ve yayılıcı bitkilere aşırı düşkünlüğüm var, o da bir sebep.  
Tradescantia zebrina (bundan da henüz bulamadım)
Tradescantia pallida (öldüremediklerimden)

* bordo yapraklı telgraflar yaprakları kavrulmadan sürekli güneşte de kalabilir.  Gölgede ise renkleri yeşile döner.
** nitrojen fazlalığından telgrafların yaprakları zayıflar ve turgorunu yitirir.
*** bordo yapraklı telgraf çiçeğinin sadece fısfısla nemlendirilmesi daha uygundur, çünkü iri su damlaları kuruduğunda yaprakların üstünde çirkin lekeler bırakabilir.

20 Mart 2011 Pazar

Aşkmerdiveni (Nephrolépis)

   Terasımın ikinci “demirbaş” bitkilerimden kendisi. Bence en çok makrome saksılarına yakışır ve yeni başlayanlar için harika bir bitkidir aşkmerdiveni. Onun da bakımı inanılmaz kolaydır. İlkbaharda toprağını değiştirirseniz, sulamayı unutmazsanız (sulama suyuna ilkbahardan sonbahara kadar da her hafta besin koymayı ihmal etmezseniz), ha bir de hafif ya da tam gölgeli bir yerde tutup arada bir fısfısla yapraklarını nemlendirirseniz, keyfi yerinde olur.

   Çiçekli bitkileri seviyorsanız, aşkmerdiveni sizin için değildir – eğrelti otları asla çiçek açmazlar. Daha fazla sayıda bitki elde etmek için onu saksıdan çıkarın, keskin temiz bir bıçakla toprakla köklerini ortadan ikiye kesin ve her bir yarısını ayrı saksılara tekrar ekin.  Bu şekilde çoğaltıldığında çok hızlı büyümeye başlıyor ve bir ay geçmeden elinizde “yetişkin” bir bitkiden ayırtedemeyeceğiniz dolgunluk ve güzellikte bir “yavru” oluyor. Ben normalde yılda 2 defa toprağını yeniliyorum, çünkü aşkmerdivenlerinin tümü çok hızlı gelişip büyüyen ve dolayısıyla yaşlanan bitkilerdir. Toprağını da fazla sömürüp içinde besin bırakmıyorlar. Yüksek büyüme hızından kaynaklanan bir sorunları da var – alt “dalları” hızlı yaşlandığı için yaprakçıkları sararıp dökülürler sürekli, bu da hem çirkin bir görüntü, hem de yerlerde pisliğe sebep oluyor. Bu yüzden de ben alttaki kelleşmiş “dalları” arada bir makasla kesip temizliyorum. Bitkinin kendisini de yukarıda anlattığım biçimde yeniliyorum birkaç yılda bir.

   Bu arada önemli bir not: “Nefrolepis”ler havadaki zararlı gazları temizlemekle ünlüdür. Fakat son yıllarda Türkiye’de zavallı aşkmerdivenleri korkunç şeylerle suçlanıyor – güya kanserojen etkileri varmış ve sporları çok tehlikeliymiş. Tamamen haksız bir suçlama, ve sanırım, kökeninde isim karışıklğı yatmaktadır. Eğreltiotugiller familyasında 12 bin bitkiden fazla vardır. Ve bütün bunlar 4 gruba ayrılır. Bazı gruplar da birbirinden bayağı farklıdır. Zehirli “eğreltiotları” – Latincedeki familya ismi Dennstaedtiaceae, İngilizcede Brackens , Türkçede Kartal Eğreltisi denir ve ormanlarda en yaygın eğreltiotu türü bunlardır. Onların kanserojen etkisi araştırmacılar tarafından biliniyor. Fakat bunların hiçbir türünü biz evde yetiştirmiyoruz! Ve evde yetiştirilmeleri de pek kolay olmaz, sanırım. Bizim “aşkmerdiveni” ya da “fujer” dediğimiz eğreltiotu türleri ise tamamen farklı bir grupta yer alıyor (Latince ismi Lomariopsidaceae, bazen de Davalliaceae grubuna dahil edilirler). Bunlar sıcak iklimlerin epifit ve yarı-epifit bitkileridir, yani ağaç gövdelerinde ve kayalıklarda yaşarlar, kökleri çoğunlukla havadan besinleri alırlar. Ve değil zehirli olmak, formaldehit gibi havadaki zehirli gazları bile temizlemekle en fazla nam salmış bitkilerden bir tanesidir.
   
   Aşağıdaki resimde, görüp de ilk bakıştan gür, sağlıklı görüntüsüne âşık olduğum bir aşkmerdiveni yer alıyor. Kendisi bir botanik bahçesinin serasında yaşıyormuş. Ona baktıkça benimkiler de öyle muhteşem olsa diye hayal kuruyorum. Kafamda da, bu hayale olabildiğince yaklaşmak var...

13 Mart 2011 Pazar

Kurdela çiçeği (Chlorophytum comosum)

Aslında ev bitkileri ve balkon/teras bitkileri çoğu zaman farklıdır, fakat ben evdekilerini ilkbaharda terasın üstü kapalı tarafına atıp sonbahara kadar orada tuttuğumdan olsa gerek çok da fazla öyle ayrım yap(a)mıyorum. Evimin ve hâliyle terasımın “demirbaş”larından kurdela, telgraf çiçeği ve aşkmerdiveni çoook uzun zamandır bizimle yaşıyorlar. Hepsinin de artık Allah bilir kaçıncı neslidir. Bana göre, üçü de yeni başlayanlar için idealdir, çünkü öldürülmeleri neredeyse imkânsız, bakımı ve gerektiğinde çoğaltılmaları da çok kolaydır.
Kurdela çiçeği (Chlorophytum comosum)birkaç türü olan en popüler ev bitkisidir, galiba. 15 sene önce evimize ilk gelen yeşil yaratık oydu. İlk “bahçıvanlık” denemelerimi de onun üzerinde yapmıştım. Kurdelayı mutlu etmek için yapmanız gereken sadece bunlar:

-   hafif gölgeli (idealde, sabahları ya da akşamları 1-2 saat güneş gören) bir yer,
-   hafif, geçirgen toprak (ben yapı marketlerinden çok amaçlı toprak alıyorum), ilkbaharda değişmesi gerekir,

-   arada bir bol sulama (sulamalar arasında toprak hafif kurumalı, ilkbahardan sonbahara kadar neredeyse her sulamayla biraz da bitki besininden ekliyorum),

-   bazen üşenmeyip de ona duş yaptırırsanız harika olur.

Bu arada: Ben kurdelamı terasa baharın başında atıyorum, yeter ki gece hava ısısı sıfırın altına düşmesin. Sonbaharda da geceleri ısı sıfıra düşmeden içeri almıyorum.

Bu kadar işte.

İlkbaharda toprak değiştirmek için kurdelamı baş aşağı edip eski saksısından çıkarıyorum, genelde kökü bütün saksıyı kaplamış ve toprağı “yemiş” oluyor. Üzerindeki toprakları fazla dökmeden, kurdelamın kökünü bıçakla ortadan 2 parça halinde kesiyorum. Eski saksıyı iyice cifleyip duruladıktan sonra alt kısma biraz strafor köpüğü koyuyorum (2-3 santimlik katman, ufak parçalar halinde – bunlar çakıl taşları yerine geçiyor), üzerine bir katman taze toprak ve bitkinin yarısını üstüne oturtup saksının kalanını taze toprakla dolduruyorum. Diğer yarısı için de aynı işlemi uyguluyorum. Can suyunu verdikten sonra da 1-2 haftalığına gölgede bırakıyorum, hiç güneşe çıkarmıyorum. Bu süre içinde besin de kullanmıyorum – “yaralanmış” kökleri hemen beslemeye başlarsanız daha kolay çürüyebilirler.

Ha! Eğer kurdelayı bölmek istemezseniz, sadece daha büyük bir saksı seçin. Saksı ne kadar büyük olursa, çiçeğin boyutları da o kadar büyük olur yazın sonuna doğru.

Dalların her tarafından sarkan “yavrularını” da kolayca köklendiriyorum. Ya hiç dalından kesmeden yavruyu toprağa hafifçe gömüyorum, birkaç hafta sonra da artık gereksiz olan “göbek bağını” kesip, köklenmiş yavruyu başka bir saksıya alıyorum. Ya da ılık suda yavruların köklerini vermesini bekliyorum ve haydi yeni saksılara…  Bu arada toprak değiştirme ve yavruları köklendirme ilkbahardan sonbahara kadar (ve evin sıcak ortamında kışın bile) yapılabilir.

Şimdiye kadar birkaç kere terasıma saldıran haşaratla ve hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldım, fakat hiçbirinde kurdelam etkilenmedi. Yani, bitmiş, sinekmiş, küfmüş,.. hepsi de kurdelayı görmezden geliyor.

Burada benimkilerin 2010 hali (üsttekiler yeni köklenmiş yavrular, alttakiler - anaç kurdela çiçeklerim), bu sene henüz bakımını yapmadım.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...