8 Haziran 2014 Pazar

İlk mini bahçem / My first mini garden

   Bir yıldır şurdan burdan topladığım (çünkü hepsi birbirine uyumlu olmalıydı, yoksa içime sinmezdi) malzemelerden bugun nihayet ilk mini bahçemi yapabildim. O da Bauhaus sayesinde - son sukulentimi (resimde sağdaki beyaz benekli güzellik) bu öğleden sonra oradan almış, eve döner dönmez de işe koyulmuştum...



25 cm. çapında toprak saksı, 4 çeşit etli bitki (sukulent, succulent): 2 çeşit Haworthia, Crassula Gollum (arkadaki uzun olanı),Gasteria...

   Sukulent aşkım yıllardır var, ama şimdi ciddi bir şekilde artmış bulunuyor. "Bahçemizdeki" sedumlar uzun yıllar sorunsuz yaşıyor, salondaki euphorbia trigona insan boyunu geçmiş, geçen sonbaharda dışarıdaki saksılara diktiğim yer örtücü sedumlar da yerlerini sevdi. Canlı tutmayı başaramadığım tek tür Echeveria adlı bitki - üçüncü yaşatma denemem de başarısızlıkla sonuçlandı...
  

8 Mart 2014 Cumartesi

Kadınlar Günümüz kutlu olsun!


...

Şu alttaki karikatürü ailece çok beğendik, onu da koyayım dedim. Galiba bizim gerçeklere daha çok uyar :(  Ama hâlâ halimize gülebiliyorsak, işimiz bitmemiş demek ki...

31 Aralık 2013 Salı

Mutlu yıllar! (ve kanaviçe şemalar;)

   Hepimize mutlu, sağlıklı, uzun, bol hobili yıllar diliyorum! Gönlünüzün dilediği her şey gerçek olsun, inşallah!

   Ve sevgili okuyucularıma biraz gecikmiş bir hediye:

10 Eylül 2013 Salı

Kasımpatı zamanı...

   Ben baharların insanıyım ;")... Yaza ve kışa sadece onlardan sonra gelen baharlar için katlandığımı desem yalan olmaz. Gündüz hava hâlâ fazla ısınsa bile havadaki koku şimdiden değişmiş - sararmaya başlayan yapraklardan mı, geceleri bayağı serinleyen topraktan mı, bilemiyorum... "Sonbahar kokusu", sözcüklere dökmeye yetersiz kaldığım, ama beni inanılmaz mutlu eden ve yazın ilk sıcak günden beri beklediğim bir şeydir... Gölgede kaldığımda veya serin bir rüzgâr estiğinde hafif ürperti de acayıp hoşuma gidiyor!.. Ve benim için bu mevsimin ilk habercisi - kasımpatı. Çocukluğumdan, anneannemin bahçesinden tanırım bu papatyalara benzeyen rengârenk çiçekleri. Ve kışa, soğuğa sonuna kadar direndikleri için de çok severim onları.


   Kasımpatı (Latincesi "Chrysanthemum"), beyazdan koyu kırmızıya kadar renk çeşitliliğiyle (bir tek mavi kasımpatı yokmuş) ve irili ufaklı çiçeklerin şekilleriyle kendisine hayran bırakan bir bitkidir. 200'den fazla türü bulunuyor ve çoğu Asya kıtasında yetişir. En az 2500 yıldır bahçelerimizi süsleyen bu bitki Çin'de M.Ö. 550'li yıllarında yetiştirilmeye başlanmış. Çin'den Japonya'ya geçip ülkenin simgesi haline gelmiş. Avrupalılar ise kasımpatıyla 17. yüzyılda tanışmışlar.
   Bazı türleri yenebilir, bazıları tıpta kullanılırmış... Kapalı mekanlarda yetiştirilenler var, gece donlarına dayanıklı bahçe türleri de... Tek tük küçücük çiçekleri açan "vahşi" türleri var; bahçelerde büyük toplar görünümlü, 1-2 ay boyunca durmadan çiçeklenen çalı türleri de...
 
   Aslında kasımpatı - nazlı bir bitkidir.
   Hastalıklar ve haşarat onu çok sever.
  Ilık, güneşli (günde en az 5 saat güneş gören) yerleri ve hafif, organik maddeler açısından zengin, geçirgen, pH 5,5-7,0 arası toprakları sever.
   Suyun fazlası kasımpatı için ölüm demek, kuraklığa ise acayip dayanıklıdır.
   Sonbaharda toprak değişimlerine katlanamıyor, bütün yer/saksı değiştirmelerini ilkbaharda yapmak lazımmış. Ama Ankara'da kasımpatı hep sonbaharda satılır :(  Bu güzellerin gelecek yıl da yaşamasını isterseniz, aldığınız saksı ve toprakta bırakın. Havalar soğuduğunda ve çiçekler solduğunda ise bütün dalları kesip atın ve soğuk, ama ısısı sıfırın altına düşmeyen bir balkonda/odada bekletin. Arada bir az bir sulamayı unutmayın, hepten kurumasın. İlkbaharda açık havaya, güneşe çıkarın ve toprağı/saksıyı değiştirin (gerekirse). Yeni sürgünler çıktığında 10-15 günde bir besin vermeye başlayın.
   Haziranda çıkan ilk tomurcukları açmadan koparırsanız bitki ağustos-eylül aylarında daha çok güçlü ve bol çiçek açacaktır.
  3 senede bir kökleri bölmek ve bitkinin bahçedeki yerlerini/topraklarını değiştirmek gerekir.
   Kışın başında dışarıda kalan kasımpatılar köküne kadar budanıp üstleri çam kabuğu ve iğneleri veya samanla ve toprakla örtülmelidir.
   İlkbaharda kolayca çelikle çoğaltılır.
  

   

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Martin Zusak - Hiç Kimse Sıradan Değildir

   Son derece garip bir kitap, yazarın kullandığı dilden olsa gerek - sade, konuşurken nasıl bir dil kullanıyorsak, nasıl cümleler kuruyorsak, bazen birbirinden kopuk, öyledir... Çok sonradan bütün olayların Avustralya'da geçtiğini idrak etmişim, nedense bunu da çok garip bulmuşum... (Hani, genelde Amerika ya da İngiltere oluyor ya) Ne zamandır görüyordum kitapçı raflarında, kapaktaki büyük kırmızı HİÇ sözcüğü de ilgimi çekmişti. Ani bir kararla alıp okumaya başladım... Daha birinci sayfadaki olaydan beğendim kitabı...
   Sıradan, gelecekten hiçbir beklentisi, hayata dair hiçbir plânı olmayan bir genç Ed Kennedy. Hayatın her günü aynı - taksicilik, aynı arkadaş grubuyla akşam buluşmaları, yüzeysel ama kimseyi rahatsız etmeyen ilişkiler, umutsuz, geleceği olmayan aşk ... Ama bir banka soygununda yaptığı düşüncesiz kahramanlık yüzünden bir süre sonra garip, rahatsız edici bir olay dizisine çekilmiş oluyor. Ve hayatı artık aynı, sıradan olmuyor... Hayata bakış açısı, arkadaşlarla ve annesiyle ilişkileri değişiyor...

Martin Zusak'ın Türkçeye çevrilmiş bir kitabı daha varmış - "Kitap Hırsızı". Konusu tamamen farklıymış, ama anladığım kadarıyla "Hiç"ten daha ilginç bile. Eh, gene kitapçıya yol göründü ;") ...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...