Kışın bu sayfayı açıp açıp bakacağım sana... çiçeklerin pembesine, yaprakların yeşiline bakarak yaz mevsimini bekleyeceğim...
''bahçem'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''bahçem'' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Temmuz 2016 Pazar
3 Mayıs 2016 Salı
Klematis Xerxes (Yaban Asması 'Kserks')
Bu yıl ilk çiçeklenen yaban asmam 'Kserks' oldu... Sanırım, daha ılıman bir iklimden, İzmir'den geldiği için normalden 1 ay önce çiçek açmaya başlamıştır. Şu an iki çiçek var ve ikisi de bir haftadır açık. Rengini çok seviyorum!
Diğer klematislerim hâlâ sürgünlerini her tarafa uzatmaya çalışıyor ve sadece bir ikisinde minni minnacık tomurcuklar belirdi...
2 Ağustos 2015 Pazar
Kahkaha çiçeklerim...
Çiçeklerin her rengini severim, ama mavi en sevdiğim renktir. Ne yazık ki doğanın pek sık kullandığı bir renk değil çiçekler için... Allahtan kahkaha çiçeği (nam-ı diğer 'çit sarmaşığı', 'sabah sefası', 'gündüz sefası', vs. vb. ) var... en kolay yetişen, en hızlı büyüyüp her yeri saran ve her gün yeni yeni çiçekler açan kahkahalarım...
Eylülde ekimde, yani hava ısısı sıfıra düşmediği sürece hâlâ çiçek açmaya devam ediyorlar... (last edited 13.09.15 )
![]() |
| Şu zavallının genetiği biraz bozulmuş... |
12 Temmuz 2015 Pazar
Kayalık bahçem - sempervivum çiçek açıyor
Kayalık bahçelerine (rock garden) bayılırım... İnşallah bir gün bizim 'saklı bahçemizde' de güzel bir örneği olur. Ama şimdilik minik 'kayalık saksım' var. İçinde iki üç çeşit sempervivum ve bir çeşit damkoruğu yetişir... ve bolca taş ve kırık saksı tuğla parçaları...
Sempervivumlardan bir tanesi çiçek açmaya başlamış. Çiçekleri çok küçük, ama çok da güzeller! Ne yazık ki 'anne' bitki çiçekleri solduktan sonra ölecek. Umarım, yerini yeni minik 'yavruları' doldurur...
Çiçekler muhteşem!
Gözlerimi alamadım bu güzellikten! :)))
Gözlerimi alamadım bu güzellikten! :)))
8 Haziran 2014 Pazar
İlk mini bahçem / My first mini garden
Bir yıldır şurdan burdan topladığım (çünkü hepsi birbirine uyumlu olmalıydı, yoksa içime sinmezdi) malzemelerden bugun nihayet ilk mini bahçemi yapabildim. O da Bauhaus sayesinde - son sukulentimi (resimde sağdaki beyaz benekli güzellik) bu öğleden sonra oradan almış, eve döner dönmez de işe koyulmuştum...
25 cm. çapında toprak saksı, 4 çeşit etli bitki (sukulent, succulent): 2 çeşit Haworthia, Crassula Gollum (arkadaki uzun olanı),Gasteria...
Sukulent aşkım yıllardır var, ama şimdi ciddi bir şekilde artmış bulunuyor. "Bahçemizdeki" sedumlar uzun yıllar sorunsuz yaşıyor, salondaki euphorbia trigona insan boyunu geçmiş, geçen sonbaharda dışarıdaki saksılara diktiğim yer örtücü sedumlar da yerlerini sevdi. Canlı tutmayı başaramadığım tek tür Echeveria adlı bitki - üçüncü yaşatma denemem de başarısızlıkla sonuçlandı...
21 Mart 2013 Perşembe
Saksı değiştirme zamanı...
İlkbahar resmi olarak başladı!.. Hani biz 1 Martta baharın gelişine seviniyoruz ya, meğerse astronomlar baharın geliş tarihi olarak ayın birini değil de ayın 20 veya 21'ini belirlemişler ;) Bugün gündüz ve gece birbirine (neredeyse) eşitmiş. Havalar pek güzel, güneş de arada bir bulutların arkasından yüzünü gösteriyor. Fırsat bu fırsat diyip bir haftadır her boş dakikamı bitki-tohum-çiçekle uğraşarak geçiriyorum. Neler mi yapıyorum?.. Birazcık anlatayım...
Kışın bitkilerim ya neredeyse hiç büyümemiş ya da çok cılız ve rengi fazla açık yeni dallar çıkarmış oluyor. Kaloriferler sıcakken fazla ısı ve düşük nem oranından da nasibini alıyorlar - bazıların yaprak uçları kurumuş, bazıların yaprakları hepten dökülmüş... Mart ayında güneş bolluğu ve artan hava sıcaklığı evde yetiştirdiğimiz bitkileri uyandırıp hızlı bir şekilde büyümeye teşvik eder. Bu yüzden de şimdi tam bakım yapma ve saksı değiştirme zamanıdır. Zamanını kaçırırsam ve gerekli bakımı ve saksı değişimini yapmazsam, bitki çiçek açmaya ya da "tam gaz" kök ve üst kısmını geliştirmeye başlayacağı için sonbaharı beklemek zorunda kalacağım. Yani, bitkilerim yazı küçük gelen saksıda bakımsız bir Tarzan gibi geçirecek, bütün güzelliğini gösteremeyecek ;) ...
Çiçek bakımı için şunları yapıyorum:
- Hiç acımadan bütün kuru veya sararmış yaprakları kesiyorum. Sararmaya veya kurumaya başlayan yaprakları da koparmakta fayda var - bir kere başlamış sararma-kuruma durdurulamaz; haliyle er geç tamamıyla "bozulacak" yapraklardan ne kadar erken kurtulursak, bitki o kadar erken bütün gücünü sağlıklı yapraklara verir. Bütün kışı sıcak ve kuru salonda geçiren ve bu yüzden acınacak bir durumda olan salon tüllerimi (asparagus) ve aşk merdivenlerimi ise hepten "tıraşlıyorum" (yeni dallar daha güzel ve gür çıkacak, tecrübeyle sabit).
- Parazit-bit kontrolünü yapıyorum. Kışın kuru hava yüzünden yaprak biti ve toprakta yaşayan adını bilmediğim minik siyah sinekler genelde çoğalır. Yaprak sararmasının ve bitkilerin hastalıklı gibi durmasının nedeni de bu zararlılar olabilir. Eğer yapraklarda (ya da daha çok yaprakların alt kısımlarında) böcek, toz veya iplikçikler/örümcek ağı gibi bir şey varsa - "hastalıklı" bitkileri balkona taşıyıp ilaçlıyorum. İlaçlanmış bitkileri tekrar içeri almadan önce ılık suyla yıkıyorum, çocuklara ve evcil hayvanlara ilaçtan zarar gelmesin diye.
- Gerekirse, saksı ve toprak değiştirme yapıyorum. Bitkinin buna ihtiyacı olup olmadığını anlamak çok kolay: bitki kökleri saksının alt deliklerinden çıkmaya başladıysa, saksı "küçük" geliyorsa (yani, kökler toprağın üstüne çıkmaya başlamış ve toprak azalmış gibi), saksıyı ters çevirip hafifçe dibine vurduğumda bitki toprakla beraber kolayca çıkıyorsa ve topraktan çok kökleri görüyorsam (bu durum sağdaki resimde görülüyor).
- Sulamayı biraz arttırıyorum. Toprak artık daha hızlı kuruyor, bitkilerin çoğunu 2 günde bir (ama gene de elle toprağın kuruyup kurumadığını kontrol ederek) suluyorum.
- Besin vermeye başlıyorum. Bunun için martın başından itibaren 1-2 haftada bir sulama suyuna biraz bitki besini katmaya başladım. Yapı marketlerinin bahçe reyonlarında satılan bitki besinlerini kullanıyorum.
Not: "Saksı değiştirme nasıl yapılır?" sorusuna çok güzel ve bol fotoğraflı cevap burada. Ekleyebileceğim sadece bir şey var - makalede kök fazlalığın kesilmesinden (örneğin alt kısımdaki "kuş yuvası"na benzeyen kök birikimi) bahsediliyor. Bazı bitkiler, kökler en hafif şekilde bile hasar gördüyse, hızlı bir biçimde ölüyorlar, maalesef. Yani, canlı köklere dokunmadan önce o bitkinin bu işleme uygun olup olmadığını bilmekte fayda var.
- Parazit-bit kontrolünü yapıyorum. Kışın kuru hava yüzünden yaprak biti ve toprakta yaşayan adını bilmediğim minik siyah sinekler genelde çoğalır. Yaprak sararmasının ve bitkilerin hastalıklı gibi durmasının nedeni de bu zararlılar olabilir. Eğer yapraklarda (ya da daha çok yaprakların alt kısımlarında) böcek, toz veya iplikçikler/örümcek ağı gibi bir şey varsa - "hastalıklı" bitkileri balkona taşıyıp ilaçlıyorum. İlaçlanmış bitkileri tekrar içeri almadan önce ılık suyla yıkıyorum, çocuklara ve evcil hayvanlara ilaçtan zarar gelmesin diye.
- Gerekirse, saksı ve toprak değiştirme yapıyorum. Bitkinin buna ihtiyacı olup olmadığını anlamak çok kolay: bitki kökleri saksının alt deliklerinden çıkmaya başladıysa, saksı "küçük" geliyorsa (yani, kökler toprağın üstüne çıkmaya başlamış ve toprak azalmış gibi), saksıyı ters çevirip hafifçe dibine vurduğumda bitki toprakla beraber kolayca çıkıyorsa ve topraktan çok kökleri görüyorsam (bu durum sağdaki resimde görülüyor).
- Sulamayı biraz arttırıyorum. Toprak artık daha hızlı kuruyor, bitkilerin çoğunu 2 günde bir (ama gene de elle toprağın kuruyup kurumadığını kontrol ederek) suluyorum.
- Besin vermeye başlıyorum. Bunun için martın başından itibaren 1-2 haftada bir sulama suyuna biraz bitki besini katmaya başladım. Yapı marketlerinin bahçe reyonlarında satılan bitki besinlerini kullanıyorum.
Not: "Saksı değiştirme nasıl yapılır?" sorusuna çok güzel ve bol fotoğraflı cevap burada. Ekleyebileceğim sadece bir şey var - makalede kök fazlalığın kesilmesinden (örneğin alt kısımdaki "kuş yuvası"na benzeyen kök birikimi) bahsediliyor. Bazı bitkiler, kökler en hafif şekilde bile hasar gördüyse, hızlı bir biçimde ölüyorlar, maalesef. Yani, canlı köklere dokunmadan önce o bitkinin bu işleme uygun olup olmadığını bilmekte fayda var.
14 Ağustos 2011 Pazar
Kaplan zambaklarım çiçek açıyor!
Çocukluğumun çiçekleridir kaplan zambakları - anneannemin bahçesinde tüm yaz boyunca bol bol açarlardı, bütün bahçeyi tatlı tatlı kokuturlardı. Bunca yıldır hep aklımdaydı, ama bir türlü bulamıyordum bunlardan. Artık vazgeçmiştim aramaktan ve hiç beklemediğim bir anda önüme çıktılar - Bauhaus'ta, hem de dikim mevsimi neredeyse bitmek üzereyken 2-3 paket Hollanda menşeili kök (soğan demeye dilim varmıyor) bulmuşum... Kötü saklanma koşullarından nasibini almıştı, ben de zar zor bir paketini seçebildim. Aslında yaşatabileceğimden de emin değildim, sadece deneyeyim dedim...
Uğraşlarım boşa gitmemiş, zambaklarım bir güzel filizlenmiş, hem de 3 soğan varken 4 dal çıkmış. Çiçek tomurcukları da varmış. İlk resmini 18 mayısta çekmişim
Bir hafta sonra boyları neredeyse 2 katına çıkmış, tomurcukları da iyice ortada... Her hafta değişik besinler veriyorum ki soğanlar çok zayıf düşmesin, çünkü zambaklar en "obur", çiçek açmaya çalışırken köklerini ve toprağını en fazla sömüren bitkilerdendir.
İki buçuk hafta sonra en alttaki tomurcukların rengi turuncuya döndü, nihayet çiçeklerin renkleri belli olmaya başlıyor. Artık her an her şey olabilir...
Ve nihayet haziranın üçüncü haftası zambakların çiçekleriyle taçlanıyor. Daha terasa çıkmadan da kokusunu alabiliyorsunuz. Çok güzeller, adını da nereden aldıkları hemen belli ediyorlar, değil mi? Fotoğraf çekmekte acayıp beceriksizim, ama gene de hatıra olsun diye bol bol resim çekip bloguma koymak istedim - kışın, her taraf karla kaplıyken ya da daha kötüsü karsız gri haldeyken, onlara bakıp yazı hatırlayayım...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Bakın burada kim varmış! / Look who's here!
Bu yılın ilk kahkaha çiçeği terasımda açmış! Ve hayatımda yetiştirdiğim ilk mavi kahkaha çiçeği!.. Onlara bayılıyorum... Aslında doğada onların mevsimi daha gelmedi, ama ben zamanı biraz aldatmak için bu sene aldığım tohumların yarısını ta martın başında ıslatıp ekmiştim saksılara. Meğerse 2-3 gündür açıyorlarmış, benim de sadece bugün haberim olmuş. Zavallıcıklar hâlâ kendi yerlerine bile konmamışlar, sarılacak çit arıyorlar. Belki de onun stresinden açmaya başlamışlar...
My first morning glory this year! And the first blue morning glory in my life! Oh God, I love them! There obviously were some more flowers for last few days but I saw the first one only this morning... The flower pots haven't even been placed right yet...
17 Nisan 2011 Pazar
Telgraf çiçeği (Tradescantia)
![]() | |
| Tradescantia albiflora |
En sevdiğim salon bitkilerim listesinde ilk beşe giren telgraf çiçeği her daim evimin ve terasımın baş- kahramanlarından biri olmuştur. Uzun zaman boyunca evde yeşil yapraklısı yaşamıştı, daha sonra ona bordo çizgilisi katılmıştı (itiraf edi- yorum, 2-3 dalını bir üniversitenin kori- dorunda gördüğüm bitkiden koparıp çalmıştım). Bayılırdım onlara!... Sonra nasıl olduysa, ikisini de aynı yıl içinde öldürmeyi başarmışım. Ki, evde telgraf çiçeklerini yetiştirenler bilir – bunların bakımı inanılmaz kolaydır, sadece arada bir su verseniz, hayatta kalmak için elinden geleni yaparlar. Ama oldu işte… Bir-iki yıl boyunca da işlerimle problemlerimle öyle meşguldüm ki, hiç onları düşünmedim…
Geçen sene börtü böcek aşkım “hortladıkça” ilk aklıma gelen de telgraflarım oldu. Çok pişman oldum onları öldürdüğüme, çok dövündüm, ama nafile! Çiçekçiden kolayca alınabilecek bir bitki olsa eyvallah, fakat hiç onları satan bir yere rastlamadım şimdiye kadar… Ve o kadar çok istemiş olmalıyım ki, geçen senenin eylül ayında Tunalı Caddesine doğru yürürken bir barın duvarından sokağa sarkan dallarını gördüm, bir dalını koparmadan da geçemedim. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra da bir arkadaşım sınır dışından bir-iki kısacık dal daha getirmiş benim için… Kışı telgraf yavrularım “soğuk oda” dediğim terasın bir köşesine yapılmış kapalı bölümde geçirdiler – bu kış ilk defa neredeyse bütün çiçeklerimi aşırı sıcak ve havası çok kuru olan salonda tutmak yerine oraya atmıştım. Üç tarafı duvar, bir tarafı komple cam olan o “odanın” hiç ısıtması yok, ama en soğuk gecelerde bile ısı 7-9 derecenin altına asla düşmez. Gündüz ise ilk güneşi orası görür, 18-20 dereceye kadar ısınırdı. Kaloriferi de olmadığı için nem oranı bitkilerim için daha uygun olmuş ki, hiç kuruyan bozulan olmadı bu sefer.
![]() |
| bulamadığım bir tür |
Gelelim telgraf çiçeğinin bakım ince- liklerine. İncelikleri de pek yoktur. Hafif geçirgen toprak (içinde biraz kum olsa harika olur), sabah/akşam güneşi ve hafif gölge*, toprağı kurutmadan sularsanız ve ilkbahardan sonbahara kadar 2 haftada bir suya içinde fazla nitrojen olmayan besin- den eklerseniz**, keyfine diyecek olmaz. Hah, bir de arada bir duş yaptırmanız gerekir ki o da çok zor bir şey değildir. Ben terasta ve balkonda yaşayan tüm bitkilerimi her sabah (çok sıcak havalarda bir de akşam) büyük bir sulakla suladığımda illâ ki duşunu da yaptırmış oluyorum***.
İşin en zor kısmı ise şu: telgrafın her daim güzel görünmesini istiyorsanız, 2-3 yılda bir yenilemeniz (kestiğiniz çelikler kolayca su ya da toprakta kök veriyorlar) ve kelaynağa benzemeye başladığında da budamanız gerekiyor (toprak seviyesinden 2-3 cm. yüksekliğinde tüm zayıf dalları acımadan kesin). Bu işin neresi zor diye sorarsanız, ben canlı dalları kesmeye kıyamıyorum da ondandır. Cesaretimi toplamam hep birkaç gün buluyor… gerçi sonradan hep memnun kalıyorum budadığıma.
![]() |
| benim telgraflarım bunlardan işte |
Telgraf çiçeğinin çiçekleri hazirandan eylüle kadar açar, fakat öyle iri gösterişli bir şey beklemeyin – küçük, narin, beyazdan koyu pembeye ve mora kadar değişen renkleri (türüne göre) olur. Ben çiçekler için değil, yeşillikler için severim telgraflarımı. Bir de sarılıcı ve yayılıcı bitkilere aşırı düşkünlüğüm var, o da bir sebep.
![]() |
| Tradescantia zebrina (bundan da henüz bulamadım) |
![]() |
| Tradescantia pallida (öldüremediklerimden) |
* bordo yapraklı telgraflar yaprakları kavrulmadan sürekli güneşte de kalabilir. Gölgede ise renkleri yeşile döner.
** nitrojen fazlalığından telgrafların yaprakları zayıflar ve turgorunu yitirir.
*** bordo yapraklı telgraf çiçeğinin sadece fısfısla nemlendirilmesi daha uygundur, çünkü iri su damlaları kuruduğunda yaprakların üstünde çirkin lekeler bırakabilir.
27 Mart 2011 Pazar
Dışarıda hava harika! Kabaklar ve kediler
Son birkaç gündür Ankara'da hava çok güzel: güneş parıldıyor, taze çim kokusu her tarafa yayılmış, kuşların cıvıltıları da değişmiş. Yan apartmanın bahçesindeki alıç ağacı çiçek açmaya başlamış. Bir de geceleri hava bu kadar çok soğumasa! Kabak tatlısı yaparız diye 2 hafta önce görümcem geçen yıldan kalma bir bal kabağı getirmişti. Kestik, bir de ne görelim - neredeyse bütün çekirdekleri kök çıkarmış, bazı zavallıcıkların da az kaldı yaprakları çıkacak. Atmaya kıyamadım, 10 tanesini toprağa ektim hemencecik. İkinci günde kafalarını kaldırdılar topraktan "yavrularım", inanılmaz bir hızla gelişip büyüyorlar...
2 haftada 15-20 santim oldular, üçüncü yaprakları çıkmış.
Terasta şimdiden onlara yer de belirledim, ama... İnternetten araştırdım - kabaklar soğuktan hiç hoşlanmazlarmış,.. geceleri de hava soğuk ya, kaldık öyle odanın içinde kabaklarla! Bana göre hava hoş, ama kabaklarım çok büyürse yerlerine aktarılırken onlara bir şey olur diye endişeleniyorum... Sanki başka endişelenecek şey kalmamış bu dünyada...
Halbuki endişelenecek bir şey vardı bu hafta - bizim kara kedi oğlumuz salı günü dışarı, sokağa inmiş (ki kedilerimizin sokağa çıkmaları yasak değildir, istedikleri zaman geziyorlar), orada da başka bir kedi onu bayağı bir hırpalamış. Oğlumuz da tüm iriliğine rağmen biraz korkak olduğundan belli ki kaçmaya çalışmış, arka bacakları yaralar içinde zar zor eve dönebilmiş. Biz de canı çok yanıyor diye üstüne bir de veterinerin verdiği ağrı kesici hapı verdik. İlâcın yan etkileri şiddetli bir şekilde baş gösterince de bu sefer kusma ve ishalle uğraşmak zorunda kaldık. Sevdiğiniz birinin pisliğini temizlemek sorun değildir de hasta bir kedi olunca bol bol hırlama, bağırış ve tırmık yemiş oluyorsunuz. Yavrum hâlâ sağ arka bacağını kullanamıyor, 3 ayak üstünde yürümeye çalışıyor. Zamanın çoğunu da bizden gardırobun içinde saklanıp uyuyarak geçiriyor. Allahtan bizi çabuk affetmiş istemeden verdiğimiz rahatsızlıklar için. Ama bir daha kediye öyle zırt pırt ilâç içireceğimi sanmıyorum - onu kendi haline bıraksak zaten 2-3 gün içinde toparlanıyor. (Hani, biz insanlar en ufacık bir şeyde ilâç kullanmaya meraklıyız ya, hayvanları da kendimize benzetmeye çalışıyoruz)
![]() |
| ilk çıktıkları gün |
![]() |
| bugün bu kadar oldular |
Halbuki endişelenecek bir şey vardı bu hafta - bizim kara kedi oğlumuz salı günü dışarı, sokağa inmiş (ki kedilerimizin sokağa çıkmaları yasak değildir, istedikleri zaman geziyorlar), orada da başka bir kedi onu bayağı bir hırpalamış. Oğlumuz da tüm iriliğine rağmen biraz korkak olduğundan belli ki kaçmaya çalışmış, arka bacakları yaralar içinde zar zor eve dönebilmiş. Biz de canı çok yanıyor diye üstüne bir de veterinerin verdiği ağrı kesici hapı verdik. İlâcın yan etkileri şiddetli bir şekilde baş gösterince de bu sefer kusma ve ishalle uğraşmak zorunda kaldık. Sevdiğiniz birinin pisliğini temizlemek sorun değildir de hasta bir kedi olunca bol bol hırlama, bağırış ve tırmık yemiş oluyorsunuz. Yavrum hâlâ sağ arka bacağını kullanamıyor, 3 ayak üstünde yürümeye çalışıyor. Zamanın çoğunu da bizden gardırobun içinde saklanıp uyuyarak geçiriyor. Allahtan bizi çabuk affetmiş istemeden verdiğimiz rahatsızlıklar için. Ama bir daha kediye öyle zırt pırt ilâç içireceğimi sanmıyorum - onu kendi haline bıraksak zaten 2-3 gün içinde toparlanıyor. (Hani, biz insanlar en ufacık bir şeyde ilâç kullanmaya meraklıyız ya, hayvanları da kendimize benzetmeye çalışıyoruz)
20 Mart 2011 Pazar
Aşkmerdiveni (Nephrolépis)
Terasımın ikinci “demirbaş” bitkilerimden kendisi. Bence en çok makrome saksılarına yakışır ve yeni başlayanlar için harika bir bitkidir aşkmerdiveni. Onun da bakımı inanılmaz kolaydır. İlkbaharda toprağını değiştirirseniz, sulamayı unutmazsanız (sulama suyuna ilkbahardan sonbahara kadar da her hafta besin koymayı ihmal etmezseniz), ha bir de hafif ya da tam gölgeli bir yerde tutup arada bir fısfısla yapraklarını nemlendirirseniz, keyfi yerinde olur.
Çiçekli bitkileri seviyorsanız, aşkmerdiveni sizin için değildir – eğrelti otları asla çiçek açmazlar. Daha fazla sayıda bitki elde etmek için onu saksıdan çıkarın, keskin temiz bir bıçakla toprakla köklerini ortadan ikiye kesin ve her bir yarısını ayrı saksılara tekrar ekin. Bu şekilde çoğaltıldığında çok hızlı büyümeye başlıyor ve bir ay geçmeden elinizde “yetişkin” bir bitkiden ayırtedemeyeceğiniz dolgunluk ve güzellikte bir “yavru” oluyor. Ben normalde yılda 2 defa toprağını yeniliyorum, çünkü aşkmerdivenlerinin tümü çok hızlı gelişip büyüyen ve dolayısıyla yaşlanan bitkilerdir. Toprağını da fazla sömürüp içinde besin bırakmıyorlar. Yüksek büyüme hızından kaynaklanan bir sorunları da var – alt “dalları” hızlı yaşlandığı için yaprakçıkları sararıp dökülürler sürekli, bu da hem çirkin bir görüntü, hem de yerlerde pisliğe sebep oluyor. Bu yüzden de ben alttaki kelleşmiş “dalları” arada bir makasla kesip temizliyorum. Bitkinin kendisini de yukarıda anlattığım biçimde yeniliyorum birkaç yılda bir.
Bu arada önemli bir not: “Nefrolepis”ler havadaki zararlı gazları temizlemekle ünlüdür. Fakat son yıllarda Türkiye’de zavallı aşkmerdivenleri korkunç şeylerle suçlanıyor – güya kanserojen etkileri varmış ve sporları çok tehlikeliymiş. Tamamen haksız bir suçlama, ve sanırım, kökeninde isim karışıklğı yatmaktadır. Eğreltiotugiller familyasında 12 bin bitkiden fazla vardır. Ve bütün bunlar 4 gruba ayrılır. Bazı gruplar da birbirinden bayağı farklıdır. Zehirli “eğreltiotları” – Latincedeki familya ismi Dennstaedtiaceae, İngilizcede Brackens , Türkçede Kartal Eğreltisi denir ve ormanlarda en yaygın eğreltiotu türü bunlardır. Onların kanserojen etkisi araştırmacılar tarafından biliniyor. Fakat bunların hiçbir türünü biz evde yetiştirmiyoruz! Ve evde yetiştirilmeleri de pek kolay olmaz, sanırım. Bizim “aşkmerdiveni” ya da “fujer” dediğimiz eğreltiotu türleri ise tamamen farklı bir grupta yer alıyor (Latince ismi Lomariopsidaceae, bazen de Davalliaceae grubuna dahil edilirler). Bunlar sıcak iklimlerin epifit ve yarı-epifit bitkileridir, yani ağaç gövdelerinde ve kayalıklarda yaşarlar, kökleri çoğunlukla havadan besinleri alırlar. Ve değil zehirli olmak, formaldehit gibi havadaki zehirli gazları bile temizlemekle en fazla nam salmış bitkilerden bir tanesidir.
Aşağıdaki resimde, görüp de ilk bakıştan gür, sağlıklı görüntüsüne âşık olduğum bir aşkmerdiveni yer alıyor. Kendisi bir botanik bahçesinin serasında yaşıyormuş. Ona baktıkça benimkiler de öyle muhteşem olsa diye hayal kuruyorum. Kafamda da, bu hayale olabildiğince yaklaşmak var...
13 Mart 2011 Pazar
Kurdela çiçeği (Chlorophytum comosum)
Aslında ev bitkileri ve balkon/teras bitkileri çoğu zaman farklıdır, fakat ben evdekilerini ilkbaharda terasın üstü kapalı tarafına atıp sonbahara kadar orada tuttuğumdan olsa gerek çok da fazla öyle ayrım yap(a)mıyorum. Evimin ve hâliyle terasımın “demirbaş”larından kurdela, telgraf çiçeği ve aşkmerdiveni çoook uzun zamandır bizimle yaşıyorlar. Hepsinin de artık Allah bilir kaçıncı neslidir. Bana göre, üçü de yeni başlayanlar için idealdir, çünkü öldürülmeleri neredeyse imkânsız, bakımı ve gerektiğinde çoğaltılmaları da çok kolaydır.
Kurdela çiçeği (Chlorophytum comosum)birkaç türü olan en popüler ev bitkisidir, galiba. 15 sene önce evimize ilk gelen yeşil yaratık oydu. İlk “bahçıvanlık” denemelerimi de onun üzerinde yapmıştım. Kurdelayı mutlu etmek için yapmanız gereken sadece bunlar:
- hafif gölgeli (idealde, sabahları ya da akşamları 1-2 saat güneş gören) bir yer,
- hafif, geçirgen toprak (ben yapı marketlerinden çok amaçlı toprak alıyorum), ilkbaharda değişmesi gerekir,
- arada bir bol sulama (sulamalar arasında toprak hafif kurumalı, ilkbahardan sonbahara kadar neredeyse her sulamayla biraz da bitki besininden ekliyorum),
- bazen üşenmeyip de ona duş yaptırırsanız harika olur.
Bu arada: Ben kurdelamı terasa baharın başında atıyorum, yeter ki gece hava ısısı sıfırın altına düşmesin. Sonbaharda da geceleri ısı sıfıra düşmeden içeri almıyorum.
Bu kadar işte.
İlkbaharda toprak değiştirmek için kurdelamı baş aşağı edip eski saksısından çıkarıyorum, genelde kökü bütün saksıyı kaplamış ve toprağı “yemiş” oluyor. Üzerindeki toprakları fazla dökmeden, kurdelamın kökünü bıçakla ortadan 2 parça halinde kesiyorum. Eski saksıyı iyice cifleyip duruladıktan sonra alt kısma biraz strafor köpüğü koyuyorum (2-3 santimlik katman, ufak parçalar halinde – bunlar çakıl taşları yerine geçiyor), üzerine bir katman taze toprak ve bitkinin yarısını üstüne oturtup saksının kalanını taze toprakla dolduruyorum. Diğer yarısı için de aynı işlemi uyguluyorum. Can suyunu verdikten sonra da 1-2 haftalığına gölgede bırakıyorum, hiç güneşe çıkarmıyorum. Bu süre içinde besin de kullanmıyorum – “yaralanmış” kökleri hemen beslemeye başlarsanız daha kolay çürüyebilirler.
Ha! Eğer kurdelayı bölmek istemezseniz, sadece daha büyük bir saksı seçin. Saksı ne kadar büyük olursa, çiçeğin boyutları da o kadar büyük olur yazın sonuna doğru.
Dalların her tarafından sarkan “yavrularını” da kolayca köklendiriyorum. Ya hiç dalından kesmeden yavruyu toprağa hafifçe gömüyorum, birkaç hafta sonra da artık gereksiz olan “göbek bağını” kesip, köklenmiş yavruyu başka bir saksıya alıyorum. Ya da ılık suda yavruların köklerini vermesini bekliyorum ve haydi yeni saksılara… Bu arada toprak değiştirme ve yavruları köklendirme ilkbahardan sonbahara kadar (ve evin sıcak ortamında kışın bile) yapılabilir.
Şimdiye kadar birkaç kere terasıma saldıran haşaratla ve hastalıklarla uğraşmak zorunda kaldım, fakat hiçbirinde kurdelam etkilenmedi. Yani, bitmiş, sinekmiş, küfmüş,.. hepsi de kurdelayı görmezden geliyor.
Burada benimkilerin 2010 hali (üsttekiler yeni köklenmiş yavrular, alttakiler - anaç kurdela çiçeklerim), bu sene henüz bakımını yapmadım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































