Nakış Dergileri

5 Eylül 2011 Pazartesi

Paşakılıcı (Sansevieria)

   En dayanıklı bitkilerinden biridir paşakılıcı. Çok fazla bir şey istemez sahibinden, ama görüntüsü yapay bitki denecek kadar güzel olur genelde. 
   Ben paşakılıçlarını çocukluğumdan beri pek severim, ama kendi bitki koleksiyonuma başladığımda bu çiçek evimde uzun zaman yoktu. Büyük marketlerde ve çiçekçilerde bir ara hiç bulunmazdı. En son, artık umudumu yitirdiğimde, bir arkadaşımın evinde görüp kökle beraber küçük, taze bir sürgün kesmiştim. Nedendir bilmem ama en az 7-8 yaşında olmasına rağmen hâlâ da pek ufaktır, çok büyümüyor. Yaprakları biraz kıvrık gibi, kenarlarında ince sarı çizgiler var.
Sansevieria trifasciata Laurentii
   İkinci paşakılıcım bize 2005 yılının sonuna doğru hediye olarak geldi. Devasa bir saksıda devasa bir bitkiydi. Bazı yaprakları neredeyse 2 metre uzunluğundaydı, sürgünlerin sayısı da o kadar fazlaydı ki, toprağa ulaşmak imkânsızdı. Ve hâlâ da yeni sürgün vermeye devam ediyordu. İşte bu paşakılıcı 2006'nin haziranında hepimizi şaşırtmıştı -  çiçek açmaya başlamış!.. O zamana kadar tüm çiçek seven arkadaşlarım ve ben, paşakılıçlarının çiçeksiz bitkiler olduğunu düşünürdük. Çiçekleri pek büyük ve gösterişli değildi, ama akşama doğru bütün ev tatlı, vanilyaya benzer bir kokuyla dolardı... Ve bu 2-3 hafta kadar sürdü... Maalesef, çiçeklerden sonra çiçek veren tüm sürgünler yavaş yavaş öldü (doğada da öyle oluyormuş), ama geride o kocaman saksıyı patlatacak kadar çok "yavru" kalmıştı. Şimdi de onlar evimi süslüyor.
benim Sansevieria grandis'im çiçek açmış

   Bir de kayınvalidemden ancak ikinci kez aldığımda yaşatabildiğim bir tür daha yaşıyor evde, "cüce" paşakılıcı dediğim yakışıklı(lar). Şu an hızlı çoğalma devrindeler, topraktan neredeyse her gün yeni bir "yavru" çıkarıyorlar.
sansevieria trifasciata Hahnii

   Paşakılıcı bakımı:

  •    odada istediğiniz yerde durabilir, loş ışıktan bile korkmaz. Güneşi bol alan bir yerde dursa renkleri daha canlı ve çizgileri daha belirgin olur. Ama direkt güneş ışınlarından korunması gerekir, yoksa yaprakların üzerinde çok çirkin güneş yanıkları oluşabiliyor.
  •    yazın en ideal ısı 25-27 derece, ama benimkiler kapalı terasın sıcağına (50'ye kadar çıktığı da oluyor) da gayet rahat dayanıyorlar. Kışın ise 12-15 dereceden aşağı olmaması gerekir.
  •    en dikkatli olmanız gereken husus - sulama. Kesinlikle fazla sulanmaması gerekir, sulamalar arasında toprak iyice kurumalıdır. Kışın (hele bir de odadaki hava soğuksa) ayda bir sulamak bile yeterli oluyor. Sularken çiçeğin ortasına su dökmemeye çalışın, bitki kolayca çürüyebilir.
  •    kaktüs besinlerinden ilkbahardan yazın sonuna kadar arada bir kullanılabilir (ben iki haftada bir veriyorum). Kışın kesinlikle besin kullanmıyorum.
  •    yapraklarını arada bir nemli bezle siliyorum, tozlanmasınlar - hem daha hoş ve bakımlı bir görüntü olur, hem daha fazla oksijen salgılarlar.
  •    istediğiniz toprağı rahatça kullanabilirsiniz. Ben tüm bitkilerim için her zaman yapımarketlerinden  aldığım hazır, hafif ve geçirgen toprak kullanıyorum. Saksı da çok derin olmak zorunda değildir, çünkü kökleri genelde yüzeye yakın bulunur.
  •    gerekirse ilkbaharda saksı ve toprağı değiştirilebilir. Gene ilkbaharda da bitki  kolay bir şekilde çoğaltılabilir: topraktan hafifçe ve dikkatlice temizlediğiniz kökler keskin, temiz bir bıçakla ortadan kesilir. Kesik yerlerin biraz kuruması için yarım-bir saat kadar açıkta bekletilir, sonra kesik yerleri kömür tozuna batırılır ve başka bir saksıya alınır. 
  •    paşakılıcınız çiçek açsın istiyorsanız, ona biraz "eziyet" etmeniz gerekir - (direkt ışınları almayan) güneşi bol olan bir yer, toprağı uzun zamandır değişmeyen ve artık çok dar/küçük gelen saksı + düzensiz ve yetersiz sulama. Genelde işe yarıyor...

4 Eylül 2011 Pazar

Kanaviçe Besmele

   Bir haftadır bloguma resimleri yüklemeyi başaramadım, bugün nihayet internetim düzgün çalışıyor. Hemen sonucu göstereyim. Besmeleyi arife sabahı bitirdim, soğuk suyla ve sıvı deterjanla yıkayıp
köpüklü "çerçevesi" de çok hoşuma gitmişti, serap gibi duruyor
 (ki her zaman nakışlarımı yıkıyorum, sanki yıkandıktan sonra daha düzgün duruyor) kalın bir havlu üzerinde, fazla bastırmadan ütüledim ve çerçeveciye götürdüm.  Beğenerek seçtiğim çerçeve her nedense olmamış, adam kendi kafasına göre başka bir şeyle değiştirmişti. Neyse ki yeni sahibi çok memnun kaldığı için ben de memnunum...

İşin komik tarafı, daha son çarpıları işlerken sonraki projem ne olacak diye düşünmeye başlamıştım bile... Bu sefer çok renkli bir şeyler düşünüyorum... Aklımda birkaç seçenek var ama şimdilik çok kararsızım...
Biraz daha ayrıntılı görmek isterseniz buradan indirip inceleyebilirsiniz. ;"))

20 Ağustos 2011 Cumartesi

   Ramazan geleneğim olacak bir işle meşgulüm son 2 haftadır - geçen seneki gibi bir "besmele" işliyorum. Bu seferki de bizim evde kalmayacak, bir başkasının evine gidecek. Ramazan Bayramına 1 hafta kaldı, elimi çabuk tutmam lâzım...

14 Ağustos 2011 Pazar

Kaplan zambaklarım çiçek açıyor!

   Çocukluğumun çiçekleridir kaplan zambakları - anneannemin bahçesinde tüm yaz boyunca bol bol açarlardı, bütün bahçeyi tatlı tatlı kokuturlardı. Bunca yıldır hep aklımdaydı, ama bir türlü bulamıyordum bunlardan. Artık vazgeçmiştim aramaktan ve hiç beklemediğim bir anda önüme çıktılar - Bauhaus'ta, hem de dikim mevsimi neredeyse bitmek üzereyken 2-3 paket Hollanda menşeili kök (soğan demeye dilim varmıyor) bulmuşum... Kötü saklanma koşullarından nasibini almıştı, ben de zar zor bir paketini seçebildim. Aslında yaşatabileceğimden de emin değildim, sadece deneyeyim dedim... 
   Uğraşlarım boşa gitmemiş, zambaklarım bir güzel filizlenmiş, hem de 3 soğan varken 4 dal çıkmış. Çiçek tomurcukları da varmış. İlk resmini 18 mayısta çekmişim
   Bir hafta sonra boyları neredeyse 2 katına çıkmış, tomurcukları da iyice ortada... Her hafta değişik besinler veriyorum ki soğanlar çok zayıf düşmesin, çünkü zambaklar en "obur", çiçek açmaya çalışırken köklerini ve toprağını en fazla sömüren bitkilerdendir.
   İki buçuk hafta sonra en alttaki tomurcukların rengi turuncuya döndü, nihayet çiçeklerin renkleri belli olmaya başlıyor. Artık her an her şey olabilir...

   Ve nihayet haziranın üçüncü haftası zambakların çiçekleriyle taçlanıyor.  Daha terasa çıkmadan da kokusunu alabiliyorsunuz. Çok güzeller, adını da nereden aldıkları hemen belli ediyorlar, değil mi? Fotoğraf çekmekte acayıp beceriksizim, ama gene de hatıra olsun diye bol bol resim çekip bloguma koymak istedim - kışın, her taraf karla kaplıyken ya da daha kötüsü karsız gri haldeyken, onlara bakıp yazı hatırlayayım...



7 Ağustos 2011 Pazar

   Sanırım her nakış işleyenin er geç bazı küçük, hoş "yardımcı"ları olur - iğnedanlık/iğnelik (pin cushion), makas kılıfı (scissors case) ve daha nice adını bilmediğim ıvır zıvır... Eh, ben de bir yıldan fazla nakışla uğraştığım halde hâlâ bunlara benzer bir şey yapmamıştım kendime. Gerçi pek hoşuma giden ve sürekli kullandığım 2 dergilik yapmıştım... Ama geri kalan bütün nakış-dikiş-örgü gereçlerim eski çıkolata kutularında ve küçük kolilerde duruyor. Bir şey lâzım olduğunda bulmak ne mümkün! :") Bütün bu eşyalara bir düzen uydurmak için son bir haftadır sürekli bir şeyler "icat" etmeye çalışıyorum. Küçük, hızlı ve kolay yapılabilecek bir şeylerden başlayayım dedim de aklıma iğnedenlik yapmak geldi - hem güzel, hem kullanışlı.  Ve sayesinde nihayet nakış iğnelerimi kaybetmekten vazgeçerim diye umuyorum...
   Uzun zamandır desenlerini çok beğendiğim bir tasarımcı da var  - Ellen Maurer-Stroh. EMS Stitcher's Tools adında hazırladığı bir projesi forumundan ücretsiz olarak indirilebiliyor.






   Çok sevdiğim renkleri kullandım - bakır ve bronz tonları. Fakat aksiliğe bakın ki, sevdiğim renkler beğenerek kullandığım nakış makasıyla renk olarak hiç uymadı ya da bana öyle geliyor, ama içime sinmediği için bu renkleri kullanmaktan vazgeçtim. Şimdi gri-siyahlı tonlarında ipliklerimi denemek istiyorum, sonucunu mutlaka paylaşırım...

10 Temmuz 2011 Pazar

En güzel balkonlar!

     Şimdi adını çıkaramadığım bir dergi Türkiye'de "en güzel teras/balkon" yarışması düzenliyordu birkaç sene önce. O yarışma hâlâ da düzenleniyormuş, geçenlerde Evim Dergisinde reklamını gördüm. Bizim balkon ve terasları bilmiyorum, kazananların fotolarını hiç görme firsatım olmadı. Ama son birkaç yıldır internette gezinirken topladığım birkaç fotoğrafı daha sık göreyim diye buraya koymaya karar verdim - bunlar, bence, en güzel balkon olmayı hakkediyorlar. 
     Bunlara bakıp bakıp ben de özendim bu senenin başında, ama şimdi söyleyebilirim ki, bu sene hedefimi tutturamadım. Biraz çiçeğim, bitkim var. Tohumlarla da çalışmaya korkmam artık, göründüğü kadar zor değilmiş. Deneyim kazanmış, daha önce hiç beceremediğim bazı bitkileri tohumdan yetiştirmeyi başarmışım. Bazı yeşilliklerim de hiç olmadığı kadar bakımlı ve gür duruyorlar, amma ... Takvime bakarak söyleyebilirim ki bu sene daha fazlasını yapamadım. Neyse ki seneye tekrar deneme şansım olacak. Şimdilik ise Avrupa'nın balkonları... 

























Çok da merak ediyorum, bunların benzerini Ankara'nın ikliminde yapmak mümkün mü?..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...